No Good Men: Afganistan'da Romantik Komedi Çekilebilir mi?

  Afganistan'da Romantik Komedi Çekilebilir mi? ''Öpüşmeyi ben icat etmedim.'' — Shahrbanoo Sadat Afganistan deyince akl...

 

Afganistan'da Romantik Komedi Çekilebilir mi?



''Öpüşmeyi ben icat etmedim.'' — Shahrbanoo Sadat

Afganistan deyince aklınıza gelen ilk üç kelime ne?

Durun, gerçekten düşünün.

Taliban?

Savaş?

Burka?

Mülteci?

Kadın hakları?


Tamam, şimdi ikinci soruya geçiyorum.

Afganistan deyince aklınıza "romantik komedi" geliyor mu?

Muhtemelen hayır.

İtiraf edeyim, benim de gelmiyordu.

Hatta Shahrbanoo Sadat'ın No Good Men filmini ilk duyduğumda başlığı değil, türü dikkatimi çekti. "Afganistan'dan politik romantik komedi." İki saniye durdum. Sonra kendi kendime "Bir dakika..." dedim ya "Ben neden buna şaşırdım?"

Evet film çok güzel, ona da değineceğim elbette. Ancak asıl ilginç olan filmin kendisi değildi.

Benim şaşırmış olmamdı.

Çünkü fark ettim ki yıllardır Afganistan'ı tanımıyorum. Afganistan hakkında bana gösterilen görüntüleri tanıyorum.

Bunun küçük bir deneyini yapabilirsiniz. Hatta hemen şu an yapalım, yeni bir sekme açın. 

Google'a "Afghanistan" yazıp görsellere girin.

Ben yaptım. Şu an sizi zorlamamak için buraya fotoğrafları koymak isterdim ama gerçekten bakmanızı istiyorum.

İlk sayfada ne var biliyor musunuz?

Toz.

Silah.

Yıkılmış binalar.

Ağlayan çocuklar.

Mavi burkalar.

Askerler.

Patlamalar.

Biraz aşağı iniyorsunuz.

Yine aynı kareler.

Sonra biraz daha.

Yine.

Sanki koskoca bir ülke ''sadece'' felaketlerden oluşuyormuş gibi.

Sanki kimse işe geç kalmıyor.

Kimse pazarda domatesin pahalı olmasına söylenmiyor.

Kimse sevgilisiyle tartışmıyor.

Kimse arkadaşına "Gel kahve içelim." demiyor.

Kimse âşık olmuyor.

Kimse gülmüyor.

Kimse öpüşmüyor.

Bir ülke düşünün.

Yaklaşık kırk milyon insan yaşıyor.

Ve bizim zihnimizde hepsi aynı fotoğrafın içinde sıkışıp kalmış.

İşte No Good Men tam burada tokat gibi geliyor.

Çünkü Shahrbanoo Sadat bize savaş anlatmıyor.

Savaşı yaşayan insanları anlatıyor.

Aradaki fark çok büyük.

Savaş haber olur.

İnsan hayat olur.

Biz ise uzun zamandır Afganistan'ı haber bültenlerinden tanıyoruz.

O yüzden filmde kadınların kahkaha attığını görünce şaşırıyoruz.

Arkadaşlarıyla cinsellik üzerine şakalaştıklarını görünce şaşırıyoruz.

Bir gazetecinin meslek hırsını görünce şaşırıyoruz.

Bir kadının hem anne, hem çalışan, hem âşık olabilmesini görünce şaşırıyoruz.

Sonra da dönüp "Ne kadar farklı bir film." diyoruz.

Belki de farklı olan film değildir.

Bizim bakışımızdır.





Filmin yönetmeni Shahrbanoo Sadat'a bir röportajında çok ilginç bir soru soruyorlar.

Diyorlar ki:

"Afgan sinemasında daha önce görülmemiş sahneler var. Bunların bir ilk olması hakkında ne düşünüyorsunuz?"

Sadat'ın cevabı tek cümle.

Ve sanırım son yıllarda sinema üzerine okuduğum en güçlü cümlelerden biri.

"Öpüşmeyi ben icat etmedim."

İlk okuduğumda gülümsedim.

Sonra durdum.

Çünkü bu cümle aslında öpüşmek hakkında değildi.

Görmek hakkındaydı.

Daha doğrusu bizim yıllardır görmemeyi tercih ettiklerimiz hakkında.

Shahrbanoo Sadat öpüşmeyi icat etmedi.

Biz ise Afganistan'ın öpüşebileceğini hiç düşünmedik...




İşte bu yazı da tam olarak bunun üzerine.

Bir film incelemesi değil.

Bir ülkeye nasıl baktığımız, bir kadını nasıl temsil ettiğimiz ve bazen iyi niyetle bile olsa başkalarının hikâyelerini nasıl tek bir klişeye hapsettiğimiz üzerine küçük bir düşünme molası.

Çayınızı ya da kahvenizi alın.

Bugün biraz Afganistan konuşacağız.

Ama sanırım en çok da kendimizi.



Bir Dakika... Biz Afganistan'ı Gerçekten Tanıyor Muyuz?

Size biraz garip bir soru soracağım.

Hazır mısınız?

Hayatınız boyunca kaç Afgan tanıdınız?

Benim cevabım çok uzun yıllar boyunca "hiç"ti.

Peki ikinci soru geliyor.

Hayatınız boyunca kaç tane Afganistan haberi gördünüz?

Muhtemelen yüzlerce.

Belki binlerce.

Şimdi düşününce biraz tuhaf değil mi?

Bir ülke hakkında bu kadar çok şey görüyoruz ama o ülkenin insanlarını tanımıyoruz.

Çünkü aslında tanıdığımız şey Afganistan değil.

Afganistan hakkında anlatılan hikâyeler.

Ve hikâyeleri kim anlatıyorsa, gerçekliği de büyük ölçüde o kuruyor.


(Burada yine kitap önerisi geliyor, kaçamazsınız. 😅)

Filistinli düşünür Edward Said'in Oryantalizm diye muhteşem ötesi bir kitabı var.

Çok basitleştirerek anlatacağım, söz. Sizi yormadan... Deneyeceğim en azından :)

Said diyor ki; Batı, Doğu'yu sadece yönetmedi.

Onu anlattı da.

Yani Doğu'nun nasıl bir yer olduğuna, insanların nasıl yaşadığına, ne hissettiğine, hatta neyi temsil ettiğine dair hikâyeleri de büyük ölçüde Batı yazdı.

Şimdi bunu aklımızın bir köşesinde tutalım.

Sonra tekrar No Good Men'e dönelim.

Çünkü Shahrbanoo Sadat'ın asıl kavga ettiği şey Taliban'dan bile önce başlıyor.


Filmi finanse etmek istediğinde bazı fon sağlayıcılar ona şöyle diyor:

"Afganistan böyle bir dönemden geçerken romantik komedi yapmak uygun değil."

Ben bunu okuduğumda bilgisayarın ekranına birkaç saniye boş boş baktım.

Sonra içimden şu geçti:

"Pardon???"

YANİ GERÇEKTEN pardon???

Çünkü bu cümlede öyle büyük bir kibir var ki...

Fark edilmesi bile zaman alıyor.

Bir Afgan kadın yönetmene, Afganistan hakkında nasıl film çekmesi gerektiği söyleniyor.

Düşünsenize.

Ben size gelip,

"Türkiye'de ekonomik kriz varken romantik komedi çekemezsiniz."

desem...

Muhtemelen bana gülerdiniz.

Haklı olarak.


Çünkü biri diğerini ortadan kaldırmıyor ki.

Ekonomik kriz var diye insanlar âşık olmaktan vazgeçmiyor.

Deprem oldu diye kimse doğum günü kutlamıyor olmuyor.

Hayat, trajediyi görünce "Tamam arkadaşlar, romantizme ara veriyoruz." demiyor.

Hayat aynı anda birçok şeyi taşıyabiliyor.


Belki de bu yüzden hayat, filmlerden çok daha iyi bir senarist.

Bir röportajında Sadat'ın söylediği başka bir cümle beni inanılmaz etkiledi.

Diyor ki:

"Romantik komediyle politikayı ben birleştirmedim. Hayat zaten öyleydi."

İşte bu cümle... Bence filmin özeti.


Çünkü biz savaşı olağanüstü bir olay gibi düşünüyoruz.

Onlar ise savaşın içinde büyüdüler.

Bizim için bomba patlaması filmin zirve noktası.

Onlar için salı günü.

Bunu yazarken bile tuhaf hissediyorum.

Çünkü insanın bir trajediye alışabilmesi ne kadar korkunç bir şey.

Ama aynı zamanda ne kadar insani.

Belki de bu yüzden filmde düğün de var.

Kahkaha da var.

Flört de var.

İntihar saldırısı da var.

Hepsi aynı hikâyenin içinde.

Çünkü gerçek hayat, türlere ayrılmıyor.

Biz ayırıyoruz.

Romantik komedi.

Politik drama.

Gerilim.

Hayatın ise böyle bir derdi yok.

Bir gün içinde hem ağlayabiliyorsunuz hem de kahkaha atabiliyorsunuz.

Sabah kötü bir haber alıp akşam arkadaşınızın yaptığı saçma bir şakaya gülebiliyorsunuz.

İnsan olmak biraz da bu zaten.


Belki de Shahrbanoo Sadat'ın yaptığı en büyük şey, Afganistan'a yeniden insan olma hakkını vermek.

Ve bana sorarsanız...

Bir ülkeye yapılabilecek en büyük saygı da bu.





Haberlerde Gördüğümüz Ülke ile Gerçek Ülke Aynı Yer Değil

Şimdi size küçük bir itirafta bulunacağım.

Ben filmin en çok savaş sahnelerinden etkileneceğimi sanıyordum.

Yanılmışım.

Beni en çok etkileyen şey, filmin savaşın dışında kalan hayatı gösterebilmesi oldu.

Aslında "savaşın dışında" da doğru bir ifade değil.

Çünkü savaş dışarıda değildi.

Her yerdeydi.

Sadece insanlar hayatlarını onun etrafında yaşamayı öğrenmişti.

İşte bu ayrım çok önemli.

Biz savaşı bir olay olarak düşünüyoruz.

Onlar ise bir iklim olarak yaşıyor.

İklim nasıl her sabah yeniden fark etmediğimiz bir şeyse...

Savaş da onlar için zaman zaman öyle bir arka plana dönüşüyor.

Bu cümleyi yazmak bile insana ağır geliyor.

Ama film tam olarak bunu hissettiriyor.

Bir yandan haber peşinde koşan gazeteciler...

Bir yandan çocuğunun geleceğini düşünen bir anne...

Bir yandan yaklaşan Taliban...

Hayat hiçbirini beklemiyor.


Ve galiba filmin en güçlü yanı da burada.

Savaşın ortasında yaşayan insanların tek gündeminin savaş olmadığını hatırlatıyor.

Burada kendime başka bir soru sordum.


Biz neden bir ülkeyi hep yaşadığı en büyük felaketle hatırlıyoruz?

Mesela Japonya deyince çoğumuzun aklına ilk olarak Hiroşima geliyor.

Ukrayna deyince savaş.

Suriye deyince iç savaş.

Afganistan deyince Taliban.

Peki ya o ülkelerde yaşayan milyonlarca insan?

Onların en sevdiği şarkılar ne?

Sabah ilk içtikleri şey çay mı kahve mi?

En çok hangi yemeği özlüyorlar?

Hangi dizileri izliyorlar?

Çocukları okuldan gelince ilk ne anlatıyor?

Bunları bilmiyoruz.

Çünkü haberler bize ülkeleri tanıtmıyor.

Haberler bize krizleri tanıtıyor.

İkisi aynı şey değil.

Belki de bu yüzden sinemanın en sevdiğim tarafı tam burada başlıyor. İyi bir film, haberlerin bıraktığı boşluğu doldurabiliyor.

Size istatistik vermiyor.

İnsan veriyor.

Manşet göstermiyor.

Yüz gösteriyor.

Ve bazen tek bir karakter, onlarca haber bülteninden daha fazla şey anlatabiliyor.



Naru da tam böyle bir karakter.

Onu yalnızca "Afgan bir kadın" olarak izlemiyoruz.

Önce bir gazeteci olarak tanıyoruz.

Sonra bir anne.

Sonra iş yerinde kendini kanıtlamaya çalışan genç bir kadın.

Sonra hayal kırıklıkları yaşayan biri.

Sonra yeniden umut etmeye çalışan biri.

İşte bu sıralama çok önemli.

Çünkü çoğu zaman savaş coğrafyalarında yaşayan insanları önce mağdur, sonra insan olarak görüyoruz.

Sadat bu sırayı tersine çeviriyor.

Önce insanı gösteriyor.

İçinde yaşadığı düzeni ise yavaş yavaş görünür kılıyor.

Ve sanırım filmin en kıymetli tarafı da bu.

Naru, bütün kadınları temsil etmiyor.

Afganistan'ı da temsil etmiyor.

Ama bize şunu hatırlatıyor:

Bir insanı gerçekten anlamaya başladığınız an, onu temsil eden bir sembol olmaktan çıkarıp bir birey olarak görmeye başladığınız andır.

Belki de iyi sinemanın yaptığı tam olarak budur.

Bize yeni insanlar göstermesi değil...

Daha önce hiç gerçekten bakmadığımız insanlara yeniden bakmayı öğretmesi.




"No Good Men"... Gerçekten mi?

Filmin adını ilk gördüğümde dürüst olayım, biraz göz devirdim.

"No Good Men."

Yani...

"İyi Erkek Yok."

Dedim ki, "Tamam Öznur, sakin ol. Şimdi Twitter'da beş dakikada üç milyon yorum çıkacak bir başlıkla karşı karşıyayız."

Çünkü bu cümleyi tek başına alırsanız gerçekten çok sert.

Hatta biraz haksız gibi.

Sonuçta hepimizin hayatında iyi erkekler var.(!)

O zaman neden böyle bir isim?

Filmi bitirdikten sonra fark ettim ki ben başlığı yanlış okuyormuşum.

Sadat aslında "iyi erkek yok" demiyor.


Şunu diyor:

"İyi erkek olmak, sandığımız kadar kolay değil."

Arada çok büyük bir fark var.

Filmin başındaki kaktüs metaforunu hatırlıyor musunuz?

Bir röportajında diyor ki:

"Kaktüs patriyarkayı temsil ediyor. Üzerindeki çiçek ise iyi erkeği."

Bu cevabı okuduğumda bilgisayarı kapatıp birkaç dakika yürüdüm.

Çünkü gerçekten çok güçlü bir metafor.

İlk başta hepimiz çiçeğe bakıyoruz.

Ben de baktım.

"Bakın," diyoruz, "iyi erkek varmış."

Sonra gözüm kaktüse kaydı.

Bir dakika...

Çiçek nerede açıyor?

Kaktüsün üzerinde.

Yani dikenlerin tam ortasında.

İşte filmin söylediği şey de tam olarak bu.


İyi insanlar boşlukta yetişmiyor.

Hepimiz bir kültürün içine doğuyoruz.

Bir dil öğreniyoruz.

Bir ailede büyüyoruz.

Bazı cümleleri normal sanıyoruz.

Bazı davranışları sorgulamıyoruz.

Bazen sadece bize öğretildiği gibi yaşamaya devam ediyoruz.

Dolayısıyla mesele sadece "iyi bir insan olmak" değil.

İçinde büyüdüğünüz düzenin size öğrettiklerini de fark edebilmek.

Bence filmin en güçlü sorusu tam burada başlıyor.

Bir öğretmen olduğum için bunu sınıfta da çok görüyorum.

Öğrencilerim bazen bir cümle kuruyor.

Sonra durup düşünüyorlar.

"Hocam, aslında bunu neden söyledim ki?"

Çünkü o cümle onların değil.

Evden geliyor.

Sokaktan geliyor.

Televizyondan geliyor.

Toplumdan geliyor.

İnsan bazen kendi düşüncesiyle, kendisine öğretilmiş düşünceyi ayırmakta zorlanıyor.


Sanırım cinsiyet rolleri de biraz böyle.

Kimse doğduğu gün "Kadınlar bunu yapamaz." diye düşünmüyor.

Bunu öğreniyoruz.

Tıpkı başka birçok şeyi öğrendiğimiz gibi.

Ve öğrenilen her şey...

İstenirse yeniden öğrenilebilir.

Belki de beni umutlandıran şey bu.

Qodrat karakterini de bu yüzden çok sevdim.

Hayır, mükemmel olduğu için değil.

Tam tersine.

Mükemmel olmadığı için.

Biliyorsunuz, ben kusurlu karakterleri normal görürüm.

Çünkü gerçek hayatta da insanlar kusurlu.

Qodrat'ın bazı anlarda Naru'yu küçümsemesine sinirlendim.

Bazı anlarda ona hak verdim.

Bazı anlarda çok kızdım.

Bazı anlarda ise "İşte şimdi oldu." dedim.

Film boyunca onun hakkında fikrim sürekli değişti.

Ve sonra şunu fark ettim.

Hayatta da böyle değil mi?

Bir insanı tek bir sıfatla tanımlayamıyoruz.

"İyi."

"Kötü."

"Bencil."

"Fedakâr."

Hayır.

İnsan dediğimiz şey, bunların hepsi.


Hatta bazen aynı gün içinde.

Sabah çok düşünceli davranıp öğleden sonra çok kırıcı olabiliyoruz.

Birine büyük bir iyilik yapıp başka birine haksızlık edebiliyoruz.

İnsan olmanın en zor tarafı da bu sanırım.

Tutarlı olmak.

Tam burada küçük bir parantez açacağım.

(Parantez açmadan duramıyorum, biliyorsunuz artık. 😄)

Son yıllarda sosyal medyada şöyle bir alışkanlık oluştu.

İnsanları ya tamamen kahraman yapıyoruz...

Ya da tamamen kötü.

Arası yok.

Bir hata yaptıysa her şeyi sil.

Çok iyi bir şey yaptıysa hiç eleştirme.

Ama hayat siyah-beyaz değil ki.


No Good Men bana bunu tekrar hatırlattı.

Qodrat ne beyaz.

Ne siyah.

Daha çok gri.

Ve galiba hepimiz biraz griyiz.

Filmin adı üzerine düşünürken aklıma çok ilginç bir şey geldi.

Belki de başlık aslında erkekler hakkında değil.

Belki de sistem hakkında.

Çünkü bir toplumda sürekli "iyi erkek kaldı mı?" diye konuşuyorsak...

Belki de dönüp "Bu toplum iyi erkek yetiştirmeyi neden bu kadar zorlaştırıyor?" diye sormamız gerekiyordur.

İşte burada film, Afganistan'ın sınırlarını çoktan aşıyor.

Çünkü bu soru sadece Kabil'in sorusu değil.

İstanbul'un da sorusu.

Paris'in de.

Londra'nın da.

New York'un da.

Belki adresler değişiyor.

Belki yasalar değişiyor.

Belki baskının şekli değişiyor.


Ama kadınların kendilerini sürekli yeniden kanıtlamak zorunda kalmaları...

Ne yazık ki pek değişmiyor.

O yüzden ben No Good Men'i izlerken sürekli Afganistan'ı düşünmedim.

Zaman zaman Türkiye'yi düşündüm.

Bazen öğrencilerimi düşündüm.

Bazen meslek hayatımda karşılaştığım kadınları düşündüm...

Ve sanırım iyi sanatın yaptığı şey de tam olarak bu.

Sizi başka bir ülkeye götürmek değil...

Başka bir ülkeye bakarken kendi ülkenizi fark ettirmek.




Yazıyı bitirmeden önce size küçük bir ödev vereceğim.

(Evet, öğretmen refleksi. Kendimi tutamadım sorry not sorry...)

Bugün haberleri açtığınızda herhangi bir ülke hakkında bir haber gördüğünüzde kendinize şu soruyu sorun:

"Ben bu ülke hakkında başka ne biliyorum?"

Gerçekten.

Sadece bunu sorun.

Çünkü çoğu zaman cevabımız sandığımız kadar uzun olmayacak.

Belki de dünyanın birçok yerini tanıdığımızı zannediyoruz.

Oysa yalnızca onların en büyük acılarını ezberledik.


Bir insanı yalnızca en kötü günüyle tanımlamak ne kadar haksızlıksa...

Bir ülkeyi de yalnızca en büyük felaketiyle tanımlamak o kadar haksızlık.


İşte bu yüzden No Good Men, benim için yalnızca başarılı bir film değil.

Bir hatırlatma.

Kameranın nereye baktığı kadar...

Nereye bakmadığının da önemli olduğunu hatırlatan bir film.


Ve belki de uzun zamandır ihtiyacımız olan şey tam olarak buydu.

Yeni hikâyeler değil.

Aynı hikâyelere yeni gözlerle bakabilmek.


Shahrbanoo Sadat bir röportajında şöyle diyor:

"Öpüşmeyi ben icat etmedim."

Sanırım yazıyı bundan daha güzel özetleyen başka bir cümle bulamam.

Çünkü mesele hiçbir zaman öpüşmek değildi.

Mesele, bizim Afganistan'ın da öpüşebileceğini hiç düşünmemiş olmamızdı.


Shahrbanoo Sadat öpüşmeyi icat etmedi.

Biz ise Afganistan'ın öpüşebileceğini çok geç fark ettik.




Sevgilerimle...

YORUMLAR

Ad

2019-nCoV,2,2020,2,aiart,1,akademik okuma,1,akut,1,akut güvendeyim,1,alan turing,1,app store,1,application,1,aranjman,1,benedict cumberbatch,1,bilim,2,BT,2,bulaşıcı hastalıklar,2,centralparkbeşlisi,1,centralparkjogger,1,confusing words,1,corona,2,corona virus,2,çin,2,deprem,1,dil ve düşünce,1,dizi,1,dizifilm,3,doğal afet,1,edebiyat,1,Egitim,4,Eğitim,9,elazığ,1,elt,1,elvispresley,1,english,8,english reading,1,enigma,1,etimoloji,1,felsefe,2,film,1,genelkultur,2,google play,1,güvendeyim,1,hazırlık,1,hedef,1,ielts,3,imdb,1,ingilizce,11,ingilizce kelime ezberleme,2,ingilizce okuma,2,ingilizcediyalog,2,ingilizcekelime,2,ingilizcekonuşma,3,ingilizcesunum,1,journey,1,kelime,4,kelime ezberi,1,kitap,1,kitap yorumu,1,korona,2,koronavirüs,2,kültür,12,language,1,languishing,1,memorize,1,memrise,1,movie,1,muzik,1,müzik,1,netflix,1,okuma,1,ottoman,1,pavarotti,1,presentation,1,psikoloji,1,reading,1,rise of empires: ottoman,1,Sağlık,2,sanat,2,schadenfreude,1,sel,1,seyahat,1,sınav,1,spor,1,tarih,2,teknoloji,1,the imitation game,1,toefl,3,travel,1,trip,1,trump,1,udsp,1,uygulama,1,virüs,1,vocabulary,4,whentheyseeus,1,yangın,1,yapay zeka,1,yds,3,ydskelime,1,ydt,1,yksdil,1,yökdil,3,zekimüren,1,
ltr
item
Öznur Arslan Personal Blog: No Good Men: Afganistan'da Romantik Komedi Çekilebilir mi?
No Good Men: Afganistan'da Romantik Komedi Çekilebilir mi?
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgJhNmuuZCnqn0SaYL0B0npO0YvYlKepXlNwhU7OIClZLAJjp5sS4Itv2te9PNqALhqZ8Uuo5HFMsQ7NK9Ymp2My1o9Im8aagsIEJgPn9KKT1r5gfTqEMYYoQIclp8NMJus7BGrnFoLnnSAavvW5eDzswr_wiO-Gu8hI-VtERqy8PQYfbL3kpmaEtyIreFJ/w640-h360/WhatsApp%20Image%202026-07-09%20at%2020.28.26%20(1).jpeg
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgJhNmuuZCnqn0SaYL0B0npO0YvYlKepXlNwhU7OIClZLAJjp5sS4Itv2te9PNqALhqZ8Uuo5HFMsQ7NK9Ymp2My1o9Im8aagsIEJgPn9KKT1r5gfTqEMYYoQIclp8NMJus7BGrnFoLnnSAavvW5eDzswr_wiO-Gu8hI-VtERqy8PQYfbL3kpmaEtyIreFJ/s72-w640-c-h360/WhatsApp%20Image%202026-07-09%20at%2020.28.26%20(1).jpeg
Öznur Arslan Personal Blog
https://www.oznurarslan.com/2026/07/no-good-men-filmi-yorum-afganistan-romantik-komedi-.html
https://www.oznurarslan.com/
https://www.oznurarslan.com/
https://www.oznurarslan.com/2026/07/no-good-men-filmi-yorum-afganistan-romantik-komedi-.html
true
7942863130761486104
UTF-8
Tüm Yazılar Yüklendi Yazı Bulunamadı HEPSİNİ GÖRÜNTÜLE Devamını Oku Cevapla Cevaplamayı İptal Et Sil Yazan Ana Sayfa SAYFALAR YAYINLAR Hepsini Görüntüle SENİN İÇİN ÖNERİLER ETİKET ARŞİV ARA TÜM YAYINLAR İsteğe uygun yayın bulunamadı Ana Sayfaya Geri Dön Pazar Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe Cuma Cumartesi Paz Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık Oca Şub Mar Nis Mayıs Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Yeni 1 dakika önce $$1$$ minutes ago 1 saat önce $$1$$ hours ago Dün $$1$$ days ago $$1$$ weeks ago 5 haftayı geçmiş Takipçiler Takip Et BU ÖZEL YAYIN KİLİTLİDİR ADIM 1: Bir sosyal medya hesabında paylaş ADIM 2: Sosyal medya hesabındaki linke tıkla Tüm Kodu Kopyala Tüm Kodu Se. All codes were copied to your clipboard Can not copy the codes / texts, please press [CTRL]+[C] (or CMD+C with Mac) to copy İçerik Tablosu